Az evvel Forrest Gump filmini izledim. Bu yazıyı sabahın 7'sinde hiç uyumamış bir şekilde yazıyor olduğumu belirtmeden edemeyeceğim. Başım kullandığım ilaçlara rağmen halen ağrıyor. Ağrı kesiciyi kastediyorum bu arada.
Her neyse, filme gelelim. Gece 1 tane 10 mg lık Ritalin (uyanık tutması amacıyla) ve uyku düzenimin bozulmasına bağlı olarak gündüzlerin büyük çoğunluğunu uyuyarak geçirmemden ve gece ayakta durmamdan dolayı anti depresanımı da aldım. Şuan bulunduğum durum dolayısıyla yazım ve imla kurallarına pek dikkat edemeyebilirim, kusura bakmayın. Açıkçası ilaçların etkisinden midir yoksa sadece baş ağrısından mıdır bilinmez, filmin en duygusal sahnelerinde dahi pek bir şey hissetmedim. Açıkçası bu filmi unutmayı isterdim. Neyse, film çok da kötü değildi. Ayık kafayla filmin üzerine düşününce taşlar yerine daha iyi oturur diye düşünüyorum. Üstüne bir de birkaç sene sonra izleyerek cilalarsam çok daha keyifli olacaktır diye düşünüyorum.
Ama elbette yazının amacı Forrest Gump filmi hakkındaki görüşlerimi belirtmek değildi. Zaten yazmaya başlarken aklımda pek bir şey yoktu, doğaçlama yapacaktım. Söyleyeceğim şu ki, ben bir film izlediğimde, ondan hayata dair bir şeyler almak isterim. Yani filmin içeriğinin duygusal olması beni pek etkilemez. O nedenle kurgu yapıtlarında pek duygulanmam. Ancak özellikle savaş filmlerinin sonunda ve bazı biyografi filmlerinde hüngür hüngür ağlamışlığım vardır. Ki Er Ryan'ı Kurtarmak ile Fury'nin sonunda epey ağladığımı hatırlıyorum. Piyanist'i henüz bitirmedim. Neyse, film hakkında eleştiride bulunmak istemiyorum, çünkü dediğim gibi, pek sağlam kafayla izlemedim. Bir değerlendirme yapsam bile yanlış bir izlenim yaratarak filme haksızlık yapabilirim. O nedenle yapmıyorum, görüşmek üzere!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder