25 Ocak 2017 Çarşamba

Az evvel Forrest Gump filmini izledim. Bu yazıyı sabahın 7'sinde hiç uyumamış bir şekilde yazıyor olduğumu belirtmeden edemeyeceğim. Başım kullandığım ilaçlara rağmen halen ağrıyor. Ağrı kesiciyi kastediyorum bu arada.
Her neyse, filme gelelim. Gece 1 tane 10 mg lık Ritalin (uyanık tutması amacıyla) ve uyku düzenimin bozulmasına bağlı olarak gündüzlerin büyük çoğunluğunu uyuyarak geçirmemden ve gece ayakta durmamdan dolayı anti depresanımı da aldım. Şuan bulunduğum durum dolayısıyla yazım ve imla kurallarına pek dikkat edemeyebilirim, kusura bakmayın. Açıkçası ilaçların etkisinden midir yoksa sadece baş ağrısından mıdır bilinmez, filmin en duygusal sahnelerinde dahi pek bir şey hissetmedim. Açıkçası bu filmi unutmayı isterdim. Neyse, film çok da kötü değildi. Ayık kafayla filmin üzerine düşününce taşlar yerine daha iyi oturur diye düşünüyorum. Üstüne bir de birkaç sene sonra izleyerek cilalarsam çok daha keyifli olacaktır diye düşünüyorum.

Ama elbette yazının amacı Forrest Gump filmi hakkındaki görüşlerimi belirtmek değildi. Zaten yazmaya başlarken aklımda pek bir şey yoktu, doğaçlama yapacaktım. Söyleyeceğim şu ki, ben bir film izlediğimde, ondan hayata dair bir şeyler almak isterim. Yani filmin içeriğinin duygusal olması beni pek etkilemez. O nedenle kurgu yapıtlarında pek duygulanmam. Ancak özellikle savaş filmlerinin sonunda ve bazı biyografi filmlerinde hüngür hüngür ağlamışlığım vardır. Ki Er Ryan'ı Kurtarmak ile Fury'nin sonunda epey ağladığımı hatırlıyorum. Piyanist'i henüz bitirmedim. Neyse, film hakkında eleştiride bulunmak istemiyorum, çünkü dediğim gibi, pek sağlam kafayla izlemedim. Bir değerlendirme yapsam bile yanlış bir izlenim yaratarak filme haksızlık yapabilirim. O nedenle yapmıyorum, görüşmek üzere!

24 Ocak 2017 Salı

Tek başıma ne kadar sorunu çözebilirim, kaç farklı işle uğraşabilirim, dünyayı ne kadar değiştirebilirim, kaç işte başarılı olabilirim, sesimi ne kadar duyurabilirim, Sorular arka arkaya sıralanıyor zihnimde. Doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt etmekte zorlanıyorum bazen. Ama artık bir karar aldım, bu blogda olsun veya başka bir yerde olsun, yazılarımda mükemmellik, beğenilme kriterlerini falan umursamayacağım. İçimden geldiği gibi, nasıl hissediyorsam, aklımdan ne geçiyorsa öyle yazacağım. Hem belki yıllık gibi kullanırım burayı, dönüp baktığımda kendimin geçmişteki halini daha iyi görebilmek için...

6 Ocak 2017 Cuma

The Walking Dead Oyuncu Seçmeleri Nasıl Yapılıyor ?!



Buyrunuz şu kısa videoyu izleyelim ;

İyimserlik, Karamsarlık ve Gerçekçilik Üzerine Kısa Bir Öğüt

Kötümserler aşağıya bakar
ve kafalarını çarpar.
İyimserler yukarı bakar
ve ayakları kayar.
Gerçekçiler ise ileri doğru bakar
ve bundan dolayı da doğru yoldan giderler.

Bu sözü 7 sezondur severek izlediğim The Walking Dead dizisinin 7x2. bölümünde işittim. 
Hayat üzerine güzel bir nasihat...

Yılbaşı Kutlaması

"Bir insan, topluma ya da başka bir insana zarar vermediği sürece istediği gibi eğlenebilir. Buna ister yılbaşı der, ister Noel der. Bunu yaparken ister hindi yer (bir vejetaryen olarak yememelerini isterim, elbette...), ister içki içer... Bu konuda ölçüt bellidir. Başkalarına ve topluma zarar vermemek. Ancak nedense, kendisini İslâmcı ya da muhafazâkâr olarak görenlerin çoğu için bunun önemi yoktur. Her yılbaşı yaklaştığında, cehennem korkusu üzerinden söylenen sözler, dövülen Noel Babalar, gazete îlanları, afişler... Bireysel hareketlerin önemi yok. Bununla birlikte İslâmcı dernek ve vakıflarda yaşanan çocuk tâciz ve tecâvüzleri, İslâmcı yurtlarda ölen çocukların hiçbir önemi yok. O zaman önemli olan nedir? Ahlâk mı? Öyle olsa, çocuklara yapılanlardan dolayı ortalığı ateşe vermeleri gerekirdi. İnanç mı? Öyle olsa, İslâm'ı kullananlara ve böylece zarar verenlere saldırırlardı. Kültür mü? Öyle olsa, yabancı kültür unsurlarının tamâmına tepki gösterirlerdi. Peki, ne? Özgürlüğün ta kendisi... Özgürlük, topluma, kişilere ve doğaya zarar verilmediği sürece her türlü kişisel hareketin serbestliği olduğu gibi, toplum, kişi ve doğa düşmanlarının da korkulu rüyâsıdır. Zîrâ bilinç ve düşünce sâhibi olan hiç kimse, bir efendinin boyunduruğuna girmez."
-Alıntıdır;
Kutlu Altay Kocaova

Steam'in Ödemiş Olduğu Tazminat

Herkes Steam'in çarptırıldığı tazminat cezasının düşüklüğüyle ilgileniyor, fakat oyuncuların esas kazancı başka yönde oldu.
Shiftdelete'nin haberine göre dava süreci, Avustralya Tüketici Yasası çerçevesinde şikayet dilekçesi gönderen 21.124 Avustralyalı oyuncunun girişimiyle, 2014 yılında başladı. Geçtiğimiz günlerde Valve şirketinin tazminat cezasına çarptırılmasıyla neticelenen davanın oyunculara en büyük katkısı ise, 2 yıllık dava sürecinde Steam'in, tüketici haklarını destekleyen kararlar alması oldu. Steam'in dava neticesinde çarptırıldığı maddi tazminatın bu denli komik bir rakamda olmasının nedeninin ise bu düzenlemeler olduğu belirtiliyor.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Şahsi görüşüm;
Bence bu mesele tüm insanlığa örnek teşkil etmeli. Hiçbir kapitalist güç odağı insanlar boyun eğmedikçe onları tüketim kölesi haline getiremez. İnsanoğlu bu kadar iradesiz ve korkak davranmazsa, Valve gibi pek çok şirket mecburen dize gelecektir.
Kaynak: Shiftdelete

Milliyetçi Ayrılık

Bu ülkenin milliyetçi, vatanperver gençleri çok yanlış sularda yüzmektedir. Ufak görüş ayrılıklarından dolayı birbirlerini boğazlamaya hazır olan Türkçüler ve Ülkücüler, tarihin tekerrürüne sebep olmaktan başka bir iş yapmamaktadır.
-Ülkücüler ikiye bölünmüş;
Başkanlığı destekleyen ve karşı olanlar olarak,
-Türkçüler daha çok bölünmüş;
Atsızcılar, Gökalpciler, ve yalnızca kendi teşkilatını düşünen menfaatçiler olarak...
Kendinize gelin, yolunuzu iyi belleyin. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bugün laik bir anlayıştadır, yarın da öyle olacaktır. Bugün yeni anayasa saçmalığı ile Türklük adı yerin dibine sokulurken, birileri halen kardeş boğazlamakla meşguldür. Güç birliği ile anayasanın Türklüğü ayaklar altına alan maddelerine ve sözde milliyetçi parti Mhp'nin de desteklediği otoriter Cumhurbaşkanlığı sistemine karşı harekete geçmemiz gerek.
Bakın tarihten örnek vereyim;
Osmanlı'nın son dönemlerinde de vatanperver gençler;
-Türkçü,
-Turancı,
-Osmanlıcı,
-İslamcı,
-Batıcı
diye parçalara bölünmüştü.
Bir sürü teşkilat, görüş ayrılıkları yüzünden ortak hareket edemeyen bir gençlik, neticesinde büyük bir gürültüyle tarih sahnesinden silinen 623 yıllık bir imparatorluk.
Fitne odakları asla durmayacaktır. Tarihin her vaktinde olduğu gibi bugün de milletleri bölmenin en kolay yolu olan kardeşi kardeşe vurdurma yöntemini yine kullanıyorlar. İşte burada vazife biz gençlere düşmekte. Aklınızı başınıza alın, yoksa canınızdan çok sevdiğiniz vatanınınza en büyük ihaneti kendiniz etmiş olursunuz.
Bir olur, diri olur, bu hainlerin elinden devletimizi alır isek, elbet Türkçü-Ülkücü koalisyon hükumeti kurulabilir. Hele bi önümüzü görelim önce...

Sözde Anarşistler

3-5 şarkı dinleyip, birkaç makale okuyup, Mr. Robot, Fight Club gibi 2-3 tane eserle anti-kapitalist, anarşist kesilip,
Daha sonra Burger Kingde Big Chicken menü yiyenler, Starbucksta konum atmaktan vazgeçemeyenler, son model Samsung, Apple cihazlarla gezenler, sosyal medya profillerini Marvel, DC saçmalıklarıyla, dizilerle, animelerle dolduranlar, yine sosyal medyada hayatına dair en gereksiz, sikik detayları paylaşanlar olduğu sürece kapitalizme hiçbir şey olmaz.
İyi uykular dünya...

4 Ocak 2017 Çarşamba

İsimsiz bir patlama...

İnsan çok doluyor. Acı doluyor, yalnızlık doluyor, sevgisizlik doluyor, nefret doluyor, dışlanmışlık doluyor, özlem doluyor, tutku doluyor.
Fakat bunları kimse duymadığında, tarifi zor bir hayal kırıklığıyla doluyor ki, bütün acılara bedel...
Birikiyorsun, yıpranıyorsun, yoruluyorsun. Sonra ansızın çalan bir şarkı, bir dizi/filmde gördüğün duygusal bir sahne, tanık olduğun basit bir olay, her şeyi bir kenara bırakıp, çocuklar gibi, hüngür hüngür ağlamaya itiyor seni. Rahatlıyorsun biraz, kendini hüzünle karışık garip bir huzurda hissediyorsun. Çok geçmeden yine aynı şeyleri yaşayıp, yine aynı hislerle doluyorsun.
Ölümcül bir kısır döngü sanki...