Yalnızsınız. Kısa hayatınızda mutluluk nedir hiç bilmemişsiniz. Boktan bir aile geçmişinin üzerine toplum tarafından hor görülmüş ve dışlanmışsınız. İyice asosyal hale gelmişsiniz. Eğitim hayatınız da boka sarmış, mahvolmuş. Derken birkaç işinizin rast gitmesi sonucu topluma ve sisteme yeniden dahil olmayı başarmışsınız. Üstüne bir de topluma uyum sağlama sürecinin sancılarıyla mücadele etmişsiniz. Her şey iyi, hoş, onu da atlatmayı başarmışsınız. Varoluşsal sorunlar kalmış bir tek geriye. E onlar da bir bir geçip gidiyor. Her şey iyiye gidiyor derken, artık toplumun bir parçası olmayı başardığınız için arkadaşlıklar arıyorsunuz. Rol yapıp kendinizi sevdirmek için taklalar atmak yerine, çocuk saflığıyla yalnızca arkadaş olmak istediğinizi söylüyorsunuz. Dogmatik düşüncelere kapılan insanlar sizin saf arkadaşlık girişiminizin arkasında bir dünya art niyet arıyor, size soğuk davranıyor, öldürüyor içinizdeki samimi insanı. İnsansınız siz de nihayetinde. Canınız yanıyor, üzülüyorsunuz, acı çekiyorsunuz. Başınıza gelen bu olayları baştan sona anlamlandırabilecek kapasitede olsanız bile, duygularınıza yenik düşmekten alıkoyamıyorsunuz kendinizi. Tek bir küfür etmedim şu yazıda, hala da zor tutuyorum kendimi etmemek için. Etmeyeceğim, bir başka grup gerizekalı içimdeki onca iyiliğe rağmen ettiğim 3 kuruşluk küfre takılamasın diye etmeyeceğim. Yaşamak zorunda olduğum toplumu hem seviyorum hem de nefret ediyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder